Dürüstlük konusu çok kafama takılıyor. Olduğun gibi görünme meselesini kastediyorum. Toplum olarak

Dürüstlük konusu çok kafama takılıyor. Olduğun gibi görünme meselesini kastediyorum. Toplum olarak en büyük zaafımız sanırım bu. Geçen gün iş yaptığımız biri, “Zeynep Hanım o kadar da dürüst olmayın, duymak istediklerini söyleyin insanlara, biraz siyasî olun, herkes böyle yapıyor. Yoksa para kazanamazsınız” dedi. Günlerce beynimde döndü bu cümle. Dürüstlük benim için varoluşsal bir mesele oldu hep. Belki bu kadar kafaya taktığım için de her fırsatta imtihan olarak çıktı karşıma. Sizin de karşınıza çıkıyordur. Ticarette, ilişkilerimizde, toplumsal rollerimizde maddi-manevi güya kâr elde etmek için yalan söylememiz gerektiğini düşündürüyorlar bize. “Ne derler acaba”, “Beni yeteri kadar önemli bulmazlar”, “Ya beni sevmezlerse”, “Ya para kazanamazsam”, “Ya dışlanırsam” diye diye saçma sapan anlamsız bir yalan çukuruna sokuyoruz birbirimizi. İçine sinmediği halde kimseden laf duymamak için vazgeçemeyenler, istemediği halde önemli görüleceğini düşündüğü konumlarda kendini hapsedenler, dalga geçildiği için hayallerinden vazgeçenler… Sonra gelsin mutsuzluklar, uyutmayan iç hesaplaşmalar, karamsarlıklar, kendi kusurunu kapatmak için başkasına çelme takmalar, yalanlarla kararmış kalpler, sevgisizlikler… Üç günlük dünya. Olduğun gibi görünsen, dürüst olsan da bitecek; bin türlü yalan söylesen, “siyaset” yapsan da.
Hepimizin hatası, kusuru var, olmak zorunda, insanız. Birbirimizin kusurlarına karşı böyle tehditkar avcı gözlerle bakmaktan vazgeçsek, daha dürüst bir toplum oluruz sanki.
Ayrıca, bir insanın elinden hata yapma özgürlüğünü alırsanız, dürüstlüğünü de alırsınız. Müsamahanız yoksa yalan istiyorsunuz demektir. Hiç kimse de anlayışına/sevgisine mazhar olmak için yalan ve ikiyüzlülük pisliğine bulaşmaya değmez.

zeynepsevde (Zeynep Sevde) paylaştı.

-