Gün içerisinde yüzümde kocaman bir tebessümle okuduğum, daha ilk satırlardan çarpıldığım, şahane

Gün içerisinde yüzümde kocaman bir tebessümle okuduğum, daha ilk satırlardan çarpıldığım, şahane kurgusu ve özgün konusuyla beni benden alan, ilk kez “Amelie” izliyormuşçasına mest eden, anlatımı sebebiyle oldukça sinematografik bu kısacık ama dopdolu, çok naif, çok etkileyici kitabı ilk gördüğünüz yerde muhakkak edinin. “6.27 Treni” benim için yılın en iyi kitapları arasında çoktan yerini aldı bile! Şiddetle tavsiye ederim ✌
Konusunu çok iyi özetlediği için de arka kapak yazısını direkt buraya alıntılıyorum: “36 yaşındaki Guylain Vignolles kâğıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatı, sıkça sohbet ettiği küçük kırmızı balığıyla birlikte yaşadığı ev ve çalıştığı fabrika arasında geçer. Görevi, kitapları paramparça eden korkunç makine Zerstor 500’ü kullanmaktır. Çalıştığı işletmede iki dostu vardır, biri ürkünç makinenin ayaklarını yediği Guiseppe, diğeri ise sadece aleksandrin hece vezniyle kurduğu cümlelerle konuşan bekçi Yvon Grimbert. Kitapları yok etmekten duyduğu vicdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde, Şey’den söküp aldığı birbirinden bağımsız kitap sayfalarını yüksek sesle okumakta bulan Guylain, tekdüze hayatının akışının vagonda bulduğu o akıllı bellekle birlikte değişeceği umuduna kapılır. Minik aletin içindeki metinlerin yazarının peşine düşen bu umutsuz, şehirli adamın küçük hayatı büyük bir dönemecin eşiğindedir artık.
Edebiyat alanındaki ilk başarılarını, yazdığı öykülerle, kazandığı prestijli ödüllerle yaşayan Fransız yazar Didierlaurent, bu ilk romanıyla, başta ülkesinde olmak üzere dünya çapında adından sıkça söz ettirdi. Yayımlandığı yıl bir edebiyat fenomeni olarak kabul edilen roman, kısa sürede 29 dile çevrildi”

hul_ya (hul_ya) paylaştı.

-