Oturduğumuz eski belediye bankının dışında sohbetimize şahit yoktu, o kadar yeşilin içinde


Oturduğumuz eski belediye bankının dışında sohbetimize şahit yoktu, o kadar yeşilin içinde tek bir böcek dahi çarpmamıştı gözlerime, terk edilmiştik. Dünyayı, bulunduğumuz ortamı da hesaba katarsak, ikimiz ve ikimizden arta kalanlar diye ayırmak hiç de zor değildi. Normalde hafifçe dönerdim, böylece, bugüne kadar türlü türlü bankta oturmuş milyonlarca insan gibi sohbete başlardık. Dönmedim. Çünkü gözleri baktığı her yeri tuzlu buz ediyor, gülümsemesiyle muhatap olup, mutlu olanlara en acı deneyimlerini yaşatıyordu. Dümdüz karşıya bakarak, vücudumdaki bütün enerjiyi ses tellerime toplayıp konuşmayı başardım: “Nasılsın?” Nasıl olduğunu bildiğim hâlde, söyleyecek ve soracak başka bir şeyim yoktu. Acılarımız birbirimizin hayatına yama olmuştu, biliyordum, nası olduğunu biliyordum. “Hadi ama…” Sustu. Onunla birlikte ses çıkaran her şey sustu, oracıkta dünyanın sonunun geldiği hissine kapıldım. İsrafil için müthiş bir zamandı, sûr üflenecek ve kıyamet o an başlayacaktı, neredeyse emindim. “Canını yakmaktan korkuyorum,” diyebildim. Hiç tereddüt etmeden, gerginliğini belli edecek şekilde sağ elini yumruk yaparak cevap verdi, sol eli kullanmaya kullanmaya işlevini yitirmiş bir âlet gibi sol dizinin üzerinde duruyordu: “Ölmekten korkmuyorum!” “Niye, ölmek nedir biliyor musun?” “Yaşamak nedir biliyorum,” Konuşmayı devam ettirecek donanıma sahip olmadığımı fark ettim. Yaşamak nedir bilmiyordum.
caanryurt paylaştı.

-